Sosyal Anksiyete Bozukluğu (Sosyal Fobi)
- psikologmeryemalba
- 27 Mar
- 6 dakikada okunur
Sosyal Anksiyete Bozukluğu (Sosyal Fobi)
“Sadece bir saniye için gözlerinizi kapatın ve bir odaya girdiğinizi ve orada bazı arkadaşlarınızı ve meslektaşlarınızı gördüğünüzü düşünün, birden yere doğru bakıyorsunuz ve üzerinizde hiçbir giysinin olmadığının farkına varıyorsunuz.” Sosyal fobisi olan kişilerin bir toplumsal durumla karşılaştıklarında neler hissettiklerini bu senaryo çok iyi anlatmaktadır. Sosyal Anksiyete ( kaygı) bozukluğu ya da sık kullanılan adıyla Sosyal Fobi bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı düşüncesi ve bu konuda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yapmaları gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varılacağı gibi kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkalarıyla karşılıklı konuşurken aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin sallandığını görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için başkalarının yanında yemekten, içmekten ya da yazı yazmaktan kaçınabilirler. Sosyal Fobi iki şekilde görülür. Korkular birçok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip, bazı durumları kapsıyorsa (başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek, konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tiptir.Sosyal Fobi’nin yaşam boyu görülme oranı % 2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Türkiye’de üniversite öğrencilerinde yapılan araştırmada %24’ünde bu hastalığın olduğu saptanmıştır. Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemleri arasında başlar (13-20 yaş). Yaygın tipin daha erken yaşta başladığına dair bilgiler vardır. Başlama yaşı için 0-5 yaş arası ve 11-13 yaş arası iki pik vardır. Kadınlarda daha sık görüldüğü ancak klinik başvuruda erkeklerin daha fazla olduğu görülmektedir.
Çocuklarda, tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olmalı ve anksiyete, sadece erişkinlerle olan etkileşimlerinde değil, yaşıtlarıyla karşılaştığı ortamlarda da ortaya çıkmalıdır. Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da yabancı insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak görülebilir. Yetişkinlerde kişi, korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunun ayırdındadır. Çocuklarda bu özellik olmayabilir.
Sosyal Fobi’nin üç alttipi vardır. Sosyal Etkileşim Tipinde anksiyete buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma gibi durumlarda ortaya çıkar. Performans Tipi’ndeanksiyete topluma karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi durumlarda ortaya çıkar. Gözlenme Tipi’ndeanksiyete sokakta yürüme, otobüse binme, odaya sonradan girme, açık tuvaletleri kullanma, biriyle beraber yemek yeme gibi durumlarda ortaya çıkar.
Sosyal Fobi’de korkulan durumla karşılaşıldığında bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bunlar yüz kızarması, terleme , ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes kesilmesi, nefes darlığı, mide bağırsak sisteminde rahatsızlık, diyare, kas gerginliği, titreme gibi. Bu sırada aklından geçen düşünceler “güçsüzüm, yetersizim, çirkinim, beğenilmiyorum, sevilmeye layık değilim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğumu belli etmemeliyim, rahat davranmalıyım, kusursuz görünmeliyim, herkesin beğenisini kazanmalıyım” şeklindedir. Bu bilgiler ışığında, Sosyal Fobi’de kişinin kendisini olabilecek en negatif, yetersiz, sevilmeyen, diğerlerinden aşağı bir halini kendi gerçeği olarak kabul ettiği anlaşılıyor. Bu hatalı diyebileceğimiz kendilik görüşünün tam zıt halini yani kusursuz, kaygısız ve rahatmış gibi kişi kendini dışarıya sunmak istiyor. Kişi kendini bu kadar yetersiz hissederken kusursuz olmaya/gözükmeye çalıştığı için bu durumun kaygıya yol açtığı sonucuna ulaşılabilir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir.
Libowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde belirlenen sosyal durumlar şu şekildedir: toplum içinde telefonla görüşme, küçük bir grup etkinliğinde yer alma, toplum içinde yemek yeme, toplum içinde bir şeyler içme, yetkili biri ile konuşma, dinleyiciler önünde konuşma ve rol yapma, partiye/eğlenceye gitme,başkaları tarafından izlenirken çalışma, başkaları tarafından izlenirken yazma, çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme, çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze görüşme, yabancılarla karşılaşma, genel tuvaletleri kullanma, birilerinin oturduğu odaya girme, ilgi odağı olma, bir toplantıda hazırlıksız konuşma yapma, yetenek, yeti ya da bilgi testine tabi tutulma, iyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme, çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma, önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma, romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışma, alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etme, parti/davet verme, ısrarlı bir satıcıya karşı koyma.
Bu ölçeğin dışında, çok dikkat çekmemek için kısık sesle konuşmak, sürekli olarak utandırılmaktan ve mahcup düşmekten korkma, gergin olmak hatta çok gergin olunca da “kendim olamamaktan korkuyorum” diye telaş etmek, çok gergin ve sıkışmış hissedince öfke patlamaları yaşamak ve fiziksel şiddete başvurmak, kendinden hoşlanmamak ve kendini kusurlu bulmak, ani duygusal patlama sonucu ağlama, telefondan veya sosyal medya yoluyla romantik ilişki yaşamak, seyahate çıkmayı istememek, hislerini birine açmakta zorlanma,yaşadıkları yerin dışına çıkmayı istememek, yeni insanlar arasına katılmaya hazır olmadığını hissetme, muhabbetleri kısa tutmaya çalışma, özel hayatlarını diğer insanlara anlatmaktan kaçınma, yabancı insanların samimiyetinden rahatsız olma, yürüyüş ve alışveriş gibi günlük rutinlerini yalnız yapmayı tercih etmek de hastalığın önemli özelliklerindendir.
Sosyal anksiyete bozukluğu yaşayan insanlar “saçma, tuhaf, salakça” bir şey söylemek istemedikleri için zihinlerinde daima hazır senaryolar ve cümle kalıpları bulundururlar,ve günlük olarak insanlarla iletişime geçmeden önce bu senaryolara ve cümlelere çalışırlar. Bu da onların kendilerini güvende ve rahat hissetmelerini sağlar.
Bu bozukluğu yaşayan insanlar başkalarının onlar hakkındaki düşüncelerine fazla önem verebilirler. Bu abartılmış empatikprojeksiyon hali sosyal kaygı bozukluğundan muzdarip bir zihnin en ayırt edici özelliklerinden biridir. Genellikle çevrelerindeki herkesin ön yargılı olduğu, kendilerine karşı kin ve öfke dolu olduklarını ve bu nedenle yaptıkları en ufak bir hata nedeniyle bile acımasızca eleştirileceklerine dair hayali bir dünya yaratırlar. Bu düşüncelerin rasyonel olmadığını bilseler bile( ki bu rahatsızlığı yaşayanları çoğu bu durumu farkında) yaşadıkları son derece etkileyici ve kuvvetlidir.
Sosyal anksiyete bozukluğu yaşayan kişilerin her ne kadar başkaları için önemli olmadıklarını bilseler bile sosyal hayatlarında yaptıkları ufak hataları görmezden gelmeleri çok zordur. Ağızlarından kaçan o ufak, aptalca cümle bazen haftalarca uykularının kaçmasına, kendilerine en ağır cezaları vermelerine neden olur. Başkalarının haklarındaki olumsuz düşünceler içinde olduğu yanılsaması kolaylıkla içinde çıkıp kurtulabilecekleri bir durum değildir.
Sosyal kaygı bozukluğu antisosyal ya da içe kapanık olmakla aynı şey değildir. Çevrenizdeki kişilerin sizi yorduğu düşüncesiyle sosyalleşmemek ya da gerçekten yalnız olmak istediğiniz için kalabalıklardan uzak durmak, sosyalleşmek istediğiniz başkalarının sizinle ilgili olumsuz, küçük düşürücü düşüncelerine dair ön yargılarınız nedeniyle yalnız kalmaya yalnız kalmaya mecbur hissetmekten çok farklıdır. Sosyal Anksiyete (kaygı) Bozukluğu’nda kişi her ne kadar sinemaya gitmek, güzel bir akşam yemeği için dışarı çıkmak istese de kaygısından dolayı kaçınma davranışı gösterir.
Sosyal AnksiyeteBozukluğu’nun Doğu toplumlarında biraz daha fazla olduğu bilinmektedir. Yüzdelerine bakılmalıdır ama doğu toplumlarında muhafazakar yapılar ve çevresel faktörlerin katkısı ile fazla olduğu bilinmektedir. Klinikte kadın erkek oranları eşit görülüyor yani öyle gözlemleniyor. Fakat, kadının bizim gibi toplumlarda sosyal ortama çıkması desteklenmediği için ve bu durum normalleştirildiğinden tedaviye başvuranların daha çok erkek olduğu söylenebilir.
Sosyal fobide güven anlamında başka bir sorun yoksa, özel öğrenme ile ilgili bir güçlük yoksa başarı bakımından çok az kişi olumsuz etkilenebilir. Sosyal fobi genel anlamda çok büyük sapmalara neden olmaz. Ancak yaşam kalitesi düşer, işe girerken ya da girdiği işteki ilişkiler kariyerini sürdürmesinde güçlükler yaratır veya kendi işini yürütüyorsa, kendini ortaya koyamıyorsa ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.
Sosyal anksiyete bozukluğu serotonin dengesizliğiyle ilişkili olabilir. Bu da stresli durumlarda beynin reaksiyonunu değiştirebilir, örneğin anksiyeteye sebep olabilir. Sosyal fobi genetik de olabilir.
Sosyal fobiye gelişimsel olarak bakarsak çocuk anneyi güvenli bağ kurduğu kişi olarak gördüğünde annenin tavrı çocuğun üçüncü kişiye yani babaya güvenli bağlanmasında çok önemlidir. Annenin tavrından babaya karşı güvensizlik hissedebilir. Çocuğa bu durumda üçüncü kişiye olan kaygıyı aktaran annedir. Çocuk bu nedenle üçüncü yani diğer kişilere karşı hep güvensiz hisseder ve hayatı boyunca güvenli anneyi ister. Çok yakın arkadaşını veya eşini güvenli anne gibi görebilir. Üçüncü kişileri istemez ve hep güvenli bulduğu kişiye sığınır. Ayrıca annenin ve babanın çocuğu hata yaptığında kötü davranmaması ve tekrar ayağa kalkması için desteklemeleri çok önemlidir. Onun pes etmemesini ve kendine güven duymasını sağlamış olurlar. Eğer desteklemeyip kötü davranırlarsa kişinin kendine karşı kaygıları ve bununla beraber özgüven düşüklüğü oluşur ve bu da sosyal fobiye yol açar.
Sosyal fobi geçmişte yaşanan utanç verici küçük düşürücü bir olay sonucu gerçekleşmiş olabilir.
Sosyal anksiyete bozukluğu olanlar başkalarının davranışları sonucunda başlarına gelen (örneğin; alay konusu olma gibi) gözlemleyerek bu fobiyi geliştirmiş olabilirler. Ayrıca evebeynleri tarafından aşırı korunmuş çocuklar normal gelişim süecinde öğrenilen bazı sosyal becerileri yeterince geliştiremeyebilirler.
Sosyal anksiyete bozukluğu ve diğer kaygı bozuklukları bugün başarıyla tedavi edilebilmektedir. Yapılan araştırmalar neticesinde sosyal fobi tedavisinde bilişsel-davranışçı psikoterapinin belirgin eşekilde faydalı oldduğu gösterilmiştir. Sosyal fobi tedavisinde ilaçlar da kullanılır. Bu ilaçlar genellikle olumlu katkı sağlar; fakat her hastada işe yaramayabilir. Psikoterapi ile birlikte antidepresan ilaçların kullanımı çoğu hastada tedaviyi olumlu yönde etkiler. Fakat psikoterapi olmadan tek başına ilaç kullanımının uzun vadede yararı bulunmaz. Araştırmalara göre tek başına ilaç kullanımı, kısa vadede dahi olumlu bir etkiye neden olmamaktadır.
Psikoterapi, sosyal kaygı bozukluğu olan çoğu insanda belirtileri iyileştirir. Terapide, kişinin kendisiyle ilgili olumsuz düşünceleri tanıması ve değiştirmesi hedeflenir. Ayrıca sosyal durumlarda güven kazanmasına yardımcı olacak beceriler geliştirmesi için yol gösterilir.
Bilişsel davranışçı terapi, kaygı için en etkili psikoterapi türüdür ve bireysel veya gruplar halinde yapıldığında tedavide fayda sağlar. Maruz bırakmaya dayalı bilişsel davranışçı terapide yavaşça en çok korkulan sosyal durumlarla yüzleşmek için çalışma yapılır. Bu, başa çıkma becerilerini geliştirebilir ve kaygı uyandıran durumlarla başa çıkma konusunda öz güven geliştirme konusunda yardımcı olabilir.
Sosyal ortamlarda rahatlık ve güven kazanmak için beceri ve rol oynama eğitimlerine katılmak da faydalı olacaktır. Sosyal durumlara maruz kalma uygulamaları, endişeye meydan okumak için özelllikle faydalıdır.
KAYNAKÇA




Yorumlar